İlk küçük beyaz baston

İlk küçük beyaz baston

Ben, 9 yaşında görme engelli bir kız çocuğunun annesiyim. Önceki yıllarda kızımı okula götürüp getirirken yolda karşılaşacağı engelleri önceden “şurada çukur var” “burada kaldırıma çıkmalısın” diye ona söylüyordum. Okula geliş gidişlerimizde, sokakta yürürken kızımın elinden tutmamaya çalışıyordum. Onun bağımsız olarak yürümesini istiyordum. Az da olsa bunu başarmıştık. Ama kızım emin olamadığı bir yolda, ona yalvarmama rağmen tek bir adım bile atmıyordu. Yani düşmekten, bir şeylere çarpmaktan korkuyor, sözlerime inanmayabiliyor, elimi tutmak istiyordu. Bu durum beni çok üzüyordu.

Ben, 9 yaşında görme engelli bir kız çocuğunun annesiyim. Önceki yıllarda kızımı okula götürüp getirirken yolda karşılaşacağı engelleri önceden “şurada çukur var” “burada kaldırıma çıkmalısın” diye ona söylüyordum. Okula geliş gidişlerimizde, sokakta yürürken kızımın elinden tutmamaya çalışıyordum. Onun bağımsız olarak yürümesini istiyordum. Az da olsa bunu başarmıştık. Ama kızım emin olamadığı bir yolda, ona yalvarmama rağmen tek bir adım bile atmıyordu. Yani düşmekten, bir şeylere çarpmaktan korkuyor, sözlerime inanmayabiliyor, elimi tutmak istiyordu. Bu durum beni çok üzüyordu.

Sonra kendimi, kızımın yerine koyarak düşünmeye başladım. Kızım için sürekli konuşmak zorunda olan bir baston olduğumu ve kızımın bu konuşan bastonun her dediğine her zaman inanmak zorunda olmadığını, bu annebastonun onun elinden tuttuğunda güveninin arttığını anladım. Bir anne olarak bu gerçeği anlamam beni çok üzmüştü. Bu üzüntümün sebebi ömrümün sonuna kadar kızımın elinden tutmam gerektiği ya da onu kolumda taşımak zorunda olmam değildi. Bu gidişle kızım hiçbir zaman bağımsız bir insan olamayacaktı. Bu durumda aklıma gelen tek bir çözüm vardı: Kızımın kendi elinde tutacağı, kendi isteğiyle istediği yere veya yöne doğru hareket ettireceği bir beyaz bastona ihtiyacı vardı. Engellilerle ilgili pek çok özverili çalışmaya imza atan arkadaşım (aslında sadece benim değil, tüm engelli ve engelli yakınlarının arkadaşı olan) Claire Özel’den bu konuda bana yardımcı olmasını istedim. Claire de internetten araştırarak ABD’deki NFB’nin internet sitesinden bu konuda bilgi almış, Fatma Floyd’la iletişime geçmişti. Kendisine müteşekkir olduğum Fatma Floyd isteğimi olumlu karşılamış ve yardımını esirgemeyerek yine Claire ÖZEL aracılığıyla beyaz bastonu bize göndermişti. O gün 22 Mart 2006’ydı. Beklediğimiz bastonu aldığımızda kızım sevinçli, ben ise şaşkındım. Amerika’dan gelmiş, okula bırakıldı. Okuldan bastonlu olarak ilk çıkışımızda (baston benim elimde) dışarı doğru ilerlerken birden içimdeki sesi dinleyip, durdum ve kızım Duygu’yla birlikte hızla geriye döndük. Okuldaki beden eğitimi öğretmeninin yanına gittik. Bastonu gösterdim. Olumsuz karşılayacağını sanıyordum. Çünkü daha önce baston konusunda danıştığım birçok kişiden aldığım tepkiler genellikle olumsuzdu. Duygu elimden tutup yürürken normal, herhangi bir çocuktan farksızmış gibi görünüyordu. Pek fazla dikkat çekmiyordu. Oysa elinde bastonuyla yürürse, insanların ona karşı tavırları değişecek, acıma davranışları göstererek çocuğumu ve beni duygusal yönden yıpratacak tavırlar sergileyebileceklerdi. Bastonun bu olumsuz yönünü daha önceki karamsar yorumların da etkisiyle kafamda büyütmüştüm. Ancak öğretmenden aldığım tepki beni o kadar rahatlattı ki, anlatamam. “Çok iyi yaptınız” dedi. Bastonu erken kullanmaya başlamanın çok faydalı olacağını anlattı. Bir anda o karmaşık duygularımdan kurtulup hem de bir eğitimciden aldığım ilk olumlu tepkiyle mutlu olmuştum. Bastonun nasıl tutulması gerektiği ve nasıl kullanılacağı konusunda ilk eğitimi ben de, kızım da hemen orada öğretmenimizden almıştık. Kendimi rahatlamış hissediyordum. Bu rahatlık duygusuyla okuldan çıkıp evimize doğru ilerlemeye başladık. Bu olay, Duygu’nun doğumundan sonraki yıllarda yaşadığım en önemli gelişmelerden biriydi. Şimdiye kadar dışarıda çoğu zaman sadece benim bildiğim gerçeği artık herkes bilecekti. Yani baston kullanan kızımın göremediğini öğreneceklerdi. Bu gerçeği toplumdan ne kadar saklayabilirdim ki? Kendimi daha güçlü hissediyordum. Çevreden gelebilecek her türlü etki ve tepkiye karşı hazırdım. Kızım baston kullanmaya başladığında, iyi kullanırsa, bastonun ona yoldaki tüm engelleri söyleyeceğini anlattım. Eğer doğru kullanmazsa yani yukarıya çok kaldırarak kullanırsa bastonun bazı engelleri kaçırarak ona söyleyemeyeceğini ve yere düşebileceğini anlattım. Bastonu yere yakın veya sürüyerek kullanırsa bastonun takılacağını bu sefer de onu geriye doğru iterek yine düşmesine sebep olabileceğini anlattım. Tüm bunları hem daha önceki bastonluk deneyimimden, hem de kızımı çok dikkatli izlediğim için öğrenmiştim. İlk zamanlar bastonla konuşarak gidip geliyorduk. Bu konuşmalar, “ah yaramaz baston” “bana söylemediği için düştüm” “baston çok akıllı” “söylemeseydi düşecektim” gibiydi. Birkaç ay sonra kızım bana bastonun konuşamayacağını, onun canlı olmadığını söyleyince bastonun gerçek amacına ulaştığını ve ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anlamıştım. Artık kızım bastonun kendi iradesinde ve kontrolünde hareket ettiğini biliyordu. Baston kullanmaya başladıktan sonra kızımla okuldan dönerken sohbet etmeye başladık (Gün içinde yaşadığımız olayları veya eve gidince yapacaklarımız gibi) Oysa baston kullanmadan önce kızıma yol göstereceğim derken doğru dürüst sohbet bile edemiyorduk. Şimdi, kızımın her geçen gün biraz daha kendinden emin ve istekle bastonunu kullandığını görüyorum. Kızım bana bastonun ancak kullanıldıkça öğrenilebileceğini gösterdi. Baston kullanmaya başlayalı bir yıl oldu. Bu bir yıl içinde çevremden bir anne olarak yanlış yaptığımı, çocuğumun psikolojisinin bozulacağını, bu yaşta bir çocuğun baston kullanmasının doğru olmadığını söyleyenler de oldu. Onları hiç umursamadım dersem yalan olur. “Ya söyledikleri doğruysa?” diye düşündüğüm çok oldu. Bazen çevremde örnek alacağım hiç kimse göremediğim için karamsarlığa düşüyordum. Yine de her şeyi bir yana bırakabildim. Çünkü benim için asıl önemli olan çocuğumun neler hissettiğiydi. Kullanmaya erken başlamasının ileriki yıllarda onun için büyük bir avantaj olacağından eminim.
Çocuğum artık konuşan bastonlara değil, sadece ‘kendine’ güvenmeyi öğrendi. Bu gün kızım değil küçük adımlarla yürümek, bastonuyla koşar adımlarla ilerliyor. Kısacası kendine güvenen mutlu bir çocuk. Ben de onun konuşan bastonu değil, onu seven annesiyim.

Ankara, Mart 2007,

Suna EZEN