Engelsiz ODTÜ’ye doğru

Engelsiz ODTÜ’ye doğru

Engelsiz Üniversiteye Dogru: Ilk Adimlar

Sekiz yildir ODTÜ’de Ingilizce dersi veriyorum. Ilk anlardan beri “özel ögrencilerimiz” ile ilgileniyorum. O günlerde dört misli görme engelli ögrenci vardi, fakat kosullari tartisilirdi. Kimine göre iyi, kimine göre ise yetersizdi. Simdi Engelsiz ODTÜ Toplulugu var ve onun akademik danismaniyim. Buraya gelene kadar sabir, gözlem ve kimi basarilarin yanisira ilgisizlik, anlasmazlik, direnç ve red edilme gibi olaylar yasadik. Her seferinde bir baska çukura düssek de, tecrübelerimizden güven kazandik. Bütün bunlar sayesinde güçlenerek üniversitedeki engelleri kaldirma amaciyla çalisiyoruz.

Durum Türkiye’de engelli nüfusun toplam miktarina dair kesin verilerin olmayisi egitim planlamasini zorlastirmaktadir. Su andaki engelli insanlarin sayisi kesin olarak bilinmiyor. Bu konuda en kapsamli istatistiksel arastirma Devlet Istatistik Enstitüsü ve Özürlüler Idaresi Baskanligi’nca yürütülmüs ve arastirmasinin kesin olmayan sonuçlari Aralik 2003’te açiklanmistir. 120,000 denek haneden uzmanlarca toplanmis bilgi üzerinden Türkiye’de engellilerin toplam nüfusa oranina dair sonuçlar çikarildi. Buna Türkiye’de toplam nüfusun tahmini % 12.29’u engellidir (Radikal, 3 Aralik 2003).

Geleneksel olarak özür ya da engele karsi tutumlar pek olumlu degil. Bilgi ve kaynak eksikligi çesitli tepkilere yol açiyor: Çaresizlik ve pasiflik, iyi niyetli ama zarar veren korumacilik gibi. Ayrica, firsat tani(n)mayan, “sorumluluklar”dan basini kaldirip kendisine bagimsiz bakamayan, manipülatif, asosyal, kaderci ve kendine güvensiz insanlar ortaya çikabilmektedir.

Türkiye’de 1950’lerden beri devlet 8.sinifa kadar özel egitim imkani sunmaktadir. Ayrica kaynastirma egitimde okuyanlarin sayisi da gittikçe artiyor. Lisede okuyanlar için destek programlari yeni yeni gelistiriliyor. Fakat verilen egitimin kalitesi engelli ögrencileri öteki ögrencilerle hâlâ esit seviyeye getirmiyor. Örnegin, görmeyenlerde matematik, isitmeyenlerde genel egitim eksik. Ögrencilerin temelleri eksik olunca, diger ögrencilerle yarismak da zor oluyor. Bu nedenle üniversiteyi kazanabilen engelli ögrenci sayisi da oldukça düsük.

Engelli üniversite ögrencisi sayisi çok az oldugu için, genellikle ugrasilmaya deger görülmüyorlar; bir baska deyisle onlar da “siradan” ögrenciler arasina dahil ediliyorlar. Ne özel destek, ne uygun kosullar, ne de gerekli anlayis sunulmadan okumak zorunda kaliyorlar. Mezun olmak bu durumda biraz da sansa bagli. Kaç kisinin egitimini yarida terk ettigi bilinmiyor.

Mevcut sistemler saglikli, engelsiz, sorunsuz, ortalama insan düsünerek düzenlenmis oldugundan, bu kalibin disindakiler için sistem basarisizlik sebebi olabiliyor. Farkli kosullara ihtiyaç duyan kisi sistemin esnek olmamasi nedeniyle sistem disina itiliyor.

Bu sistemin bir parçasi olarak sinav, bazi engelli ögrenciler için bir baska potansiyel engel haline gelebiliyor. Sinavlarin engellilere uygun hale getirilmesi için kriter ve standart gelistirmek gerekiyor. Örnegin ÖSS’de üç saate ilave olarak görmeyen adaylar için sadece 30 dakika ek zaman veriliyor; yurt disinda ise sinava giren görmeyen adaya % 50 ile % 100 arasinda degisen ek zaman sunulmaktadir.

Üniversitede okuyan engelliler sayica çok az oldugundan, bunlar hocalar için “bilinmeyen” bir ögrenci türü olusturmaktadirlar. Üniversite ögretim üyeleri engelli ögrenciye karsi nasil davranacaklari konusunda genellikle bilgisiz ve deneyimsizler. Ayrica onlara danismanlik ve destek saglayacak kisi de yok. Bu durumda ögrenci ögretim üyesinin tutum ve beklentileri karsisinda çaresiz kalabiliyor. Bu anlamda ögretmen konumunda olanlarin kimi içgüdüsel tavirlari, ne kadar iyi niyetli olsalar da, her zaman en uygun tavir olmayabilir ve bir takim kötü aliskanliklara yol açabilirler.

Her ögrenci üniversite egitimine belli yetenek, tutum ve beklentiyle baslar. Bu ögrenciler, danismani varken bile yeni sistem içinde zorlanabilir. Engelli ögrenci uygun rehabilitasyon görmemis ise ancak dogaçlama uyum yöntemleriyle ayakta kalabilir. Diger ögrencilere kiyasla; yalniz verilen bir mücadele, bir noktadan sonra bagimlilik, muafiyet ve bir hayli de sansla ilerleyebilmektedir. Üniversitede okuyan engelliler çok az oldugu için, her engelli ögrenci her zaman bir “öncü” olmak zorunda kalmaktadir. Bu sorunlar siradan ögrenciye göre engelli ögrenciler üzerinde ek bir stres yaratmaktadir.

Mevcut kanunlarda engellilere yönelik hükümler olmasina ragmen, bu konularda uygulamada ciddi eksiklikler söz konusudur. Dolayisiyla kurumlar önceliler ve imkanlarini diger alanlara kanalize etmektedirler.

Gerekçe Yukarida da belirtildigi gibi resmi rakamlara göre Türkiye nüfusunun yaklasik % 12’si engellidir. Üniversitede okuyanlarin da bir mikro toplum olarak ayni orani göstermesi beklenir. ODTÜ’de ilk tespitlere göre, ancak % 0.1 engelli oldugu belirlendi. Ayrica herkes her an engelli olabilir, saglikli birisinin kazadan, hastaliktan dolayi özel ihtiyaci dogabilir. Sonuç olarak, ekonomik açidan, iyi is imkanlari büyük ölçüde üniversite egitimine baglidir. Aksi taktirde, ekonomik güç azalirken baskalarina bagimlilik artar.

OECD arastirmalarina göre, uygun kosullarda engellilerin % 95’ten fazlasi egitim görebilir (OECD, 1995). Türkiye’de bu oran % 10’un altindadir. Üstelik, bu rakam yalnizca ilkögretim düzeyinde egitim gören engelli ögrencileri yansitmaktadir. Liseyi bitirenlerde ise oran daha düsmektedir. Aradaki kaybin sebeplerine bakinca, bazi nedenler ileri sürülebilir: Ailelerin egitime önem vermesine ragmen, hâlâ mevcut imkanlardan haberdar olmamalari yüzünden firsatlari kaçiranlar vardir. Bir diger neden ise kaynastirma egitiminde ögretmenlere yeterli uzman destegi verilmemesidir. Bu yüzden, özel gereksinimli ögrencilere uygun olmayan yetersiz egitim verilmekte ve sonuç olarak bu ögrenciler ÖSS ve benzeri sinavlarda olumsuz kosullarda yarismakta, basarili olamamaktadirlar.

Basari örnegi ya da rol model yetistirmek önemlidir. Degisim için, yol açan, ilham ve umut veren örnek insanlar gerekiyor. Medya sayesinde bir kisi binlerce insani kolayca ikna edebilir; beklentileri yükseltir, önyargilari yok eder, güç verir, tutum ve yaklasimlari degistirebilir. Rol modeller yalnizca engellileri degil, yakinlarindaki aileleri, arkadaslari ve ögretmenleri de etkilerler. Engele ragmen basarili olan bir insan herkese örnek olur. Bunun için ise, engelli ögrencilerin karsilastiklari zorluklarin üzerine gidilmesi gerekmektedir.

Bütün güçlüklere ragmen üniversite kazanmis ögrencilerin potansiyellerini maksimum kullanabilmeleri için, kendilerine ek engel yaratmayan uygun bir sisteme ihtiyaç vardir. Egitim kuruluslari mikro çevre olarak firsat esitligi sunan (ögrenme, sinav, sosyal entegrasyon gibi) basari modelleri olusturabilir. Akademik potansyeli olanlarin, okuma haklarinin yanisira, mezun olup aktif topluma katildiklarinda üstlenecekleri sorumluluklar da söz konusudur; sonraki nesillere ilham verecek olanlar bunlardir.

Engelsiz bir üniversitede, sadece engelli ögrencilerin degil, personel ve misafir olarak gelenlerin ihtiyaçlari da göz önüne alinmalidir. Hizmetlerin daha kapsamli olmasi halinde, bunlardan yararlanacak olan kesimler zamanla bütün toplumu içerecek sekilde genisler.

Üniversitenin bu konuda örnek olmasi, toplumdaki farkindaligi da artirir. Farkli olanlari içerebilen bir toplum medeni bir toplumdur. Engelli ögrencilerin akran ve hocalari bakis açilarini genislettiginde, onlarin olumlu yaklasimi zamanla toplumun bütününe yansir. Toplumsal bellege kazinmis tutum ve önyargilari degistirmek her ne kadar zorsa da, bunu basarmanin en etkili yolu olumlu tecrübe ve örneklerdir. Büyük ölçekli gelisme için, daha fazla engelli insanin topluma aktif ve sorumlu olarak katilmasi gerekir.

Türkiye’de devlet eksenli toplumsal yapi degisimi güçlestirmekte, toplumun içinden gelecek taleplerin karsilik bulmasini çogu zaman engellemektedir. Bu sonunda genis toplum kesimlerinin inisiyatif kullanma yetenegini köreltmekte, her önemli degisimi devletten beklemelerine yol açmaktadir. Bununla birlikte, kimi hassas durumlarda, kisisel gereksinim ve taleplere duyarli esnek bir sistem gelistirmek için, küçük ölçekli pilot projelerle baslamak çogu zaman düsünüldügünden daha yararli sonuçlar dogurabilir. Bu projeler ise, yerel kosullar ve ihtiyaçlar temelinde atilan küçük adimlarla baslar, deneme yanilma yoluyla gelisir.

Ilk öncü örnekleri yaratmak hiç bir zaman kolay degildir. Ilk adimin yanlis atilmasi, yeniden baslamayi daha da zorlastirir. Türkiye’deki her üniversitede program baslatmadan önce, böyle pilot projelerle ise baslanmali ve temel kriterler buradan çikacak deneyimler üzerine insa edilmelidir. Kurumlar arasindaki farkliliklar çesitli modeller yaratabilir ve buradan genis bir tecrübe yelpazesi ortaya çikar. Ancak bu sekilde her kosula uygun, hatta lise düzeyinde de uygulanabilecek çözümlere ulasilabilir.

Mevcut modeller Bazi ülkelerde yasalarin gerektirdigi uygun programlar hazirlanmistir. Kimi üniversiteler, bu isleri daha fazla önemsediginden, ayrintili ve faydali örnekler gelistirebildiler. Mevcut programlar arasinda ise belirgin farkliliklar vardir. Bunlarin bazilari maddi kaynak saglayarak önceligi teknolojinin gelistirilmesine verirken, kimileri psikolojik ve felsefi ilkeler dogrultusunda insan gücü ve isbirligine dayanmaktadir.

Programlar hakkinda bilgiye en kolay internetten ulasmak mümkündür. Sayfalar gözden geçirilirken, bunlarin hedeflerinin o kurumda çalisan ve okuyanlar oldugu dikkatten kaçmamalidir. Kurum disindakilere yönelik olarak hazirlanmadigindan neler yapildigi anlatilir; nedenleri açiklanmadigi sürece buralarda verilen bilgiler yetersiz kalabilir.

Ayrica, yabanci sistemler ve yaklasimlar ancak ipucu olabilirler. Yabanci bir sistemin hiç degistirilmeden getirilmesi, kisa bir süre sonra kolayca terkedilme tehlikesini içerir. Ithal kavramlar, pratik uygulama, teknik imkanlar, kültürel ve geleneksel düsünce ve yaklasimlar açisindan Türkiye kosullarina her zaman uygun olmayabilir. En uygun sistem her ülkeye, her kuruma özel olarak hazirlanmali ve mevcut kosullar göz önüne alinarak gelistirilmelidir.

Baska bir yere göre hazirlanmis bir örnekten faydalanarak kendi kurumuna uygun bir sistem gelistirilebilmek için, onu inceleyip temelindeki kriter ve ilkeleri anlamak gereklidir. Batidaki örnekler belki kendi içinde mükemmeldir. Bunlar bize ancak ilham verebilirler. Esas olan her zaman kendi kosullarimizdan, kendi aliskanliklarimizdan dogan çözümlerdir.

Türkiye’de, 1993’te Bogaziçi Üniversitesinde görme engelli ögrencilere yönelik bir merkez kurulmustur. Türkiye’nin ilk kabartma kütüphanesi ve ilk konusan bilgisayarlari oradadir. Halen faaliyette olup olmadigi hakkinda ise bilgi edinilemedi. Bilkent ve Koç Üniversitelerinde görmeyen ögrencilere yönelik teknolojik donanim vardir.

Engelsiz ODTÜ Neden ODTÜ? Çünkü ODTÜ’de çalisiyorum; dolayisiyla buradaki durum ve imkanlari daha yakindan biliyorum. Baska bir yerde baslamak daha zor ve mantiksiz olurdu. Her yerin olumlu ve olumsuz taraflari var. Yukarida da belirttigim gibi, ODTÜ’de okuyan engelli sayisi az oldugundan, hem onlara yönelik çalismalar gereksiz görülüyor hem de sahip oldugumuz tecrübe ve bilgi birikimi maalesef yetersizdir. Ayrica devlet üniversitesi olarak maddi kaynaklar da sinirli. Öte yandan, ODTÜ’de herkes elektronik posta kullandigindan, kolay ve ücretsiz bir iletisim aracimiz var. Egitim dili Ingilizce oldugundan, yabanci kaynaklardan da faydalanabiliyoruz.

1990’da ODTÜ’de okuyan azimsanmayacak sayidaki görme engelli ögrenci, kitap okutmak ve sosyal faaliyetler düzenlemek amaciyla Dostluk ve Dayanisma Toplulugu’nu kurdu. On yil sonra, ODTÜ mezunu ortopedik engelli bir is adami Rotary Klübü’nün destegiyle fizik bölümünde rampa, asansör ve uygun tuvalet yaptirdi.

Bunlarin yaninda Ingilizce Hazirlik Bölümü’nde bir okutman, basta görmeyenlerin, sonra isitme engelli bir ögrencinin Ingilizce ögrenme süreçlerini incelemeye basladi. Tek tek, tanidigi ögrencilerle görüsüp, ortaya çikan sorunlari çözümleyerek yola çikti. Ideal olmasa da en azindan bir ilerleme kaydedilebiliyordu. O günlerde belki en önemli nokta bu ögrencilerin artik yalniz olmadigiydi. Stres yaratan telas ve kaygiyi zamanla ‘tecrübe’ye dönüstürdük. Ortak noktalar tespit edilerek hazirlik bölümüne gelen engelli ögrencilere yönelik bir sistem hazirlandi (Thomas-Özel, 2002). Fakat Eylül 2002’de Temel Ingilizce Bölümüne yeni engelli ögrenci gelmeyince çalismalarin bölümden tüm okula yayilmasi gerekiyordu. Ana bölümlerdeki ögrencilerin farkli desteklere ihtiyaci vardi. O zaman on iki engelli ögrenciden haberimiz vardi. Sorunun boyutunu ispatlayabilmek ve sistematik bir çalisma yapabilmek için öncelikle bir durum tespiti gerekecekti. Ama bazilarina göre ‘iki üç kisi için bu kadar ugrasmak’ bosunaydi.

Ocak 2003’te üniversite rektörüyle görüsülerek ilk tespitlere baslandi; her bölümden engelli ögrencilerin isim, sinif, telefon numarasi, e-mail adresleri ve engel durumlari istendi. Tespit edilen on iki ögrencinin besi yeni, tanimadigimiz ögrenciydi; az gören, hafif yürüme engelli. Yani egitimi zorlastiran fazla ciddi bir engelleri yoktu. Fakat bizim bildigimiz yedi ögrenci daha vardi ki bunlar bölümleri tarafindan bilinmiyordu. Isitmeyenlerden biri mezun olmak üzereydi ve alti yil tek basina mücadele etmisti. Ayrica tekerlekli sandalye kullanan bir ögrenciden de bölümü haberdar degildi. Kisacasi, engelli ögrencileri tespit etmek sanildigi kadar basit bir is degil. Bir taraftan yasal tanimi bilinmediginden, idari personel ilgili formu kendi fikirlerine dayanarak doldurmus. Öte taraftan insan psikolojisinden kaynaklanan bir sorun daha var: Her engelli, durumunu kolay kabul etmeyebiliyor. Kabullense bile, geçmis olumsuz tecrübelerin de etkisiyle engelini gizlemeyi tercih edebilir. Bu nedenle etkili bir tespit yapabilmek için farkli açilardan yaklasmak gerekmektedir. Bölümlerden, yurtlardan ve saglik biriminden yapilacak taramalar gerçek rakama yaklasilmasini saglayabilir. Yine de son tespit asamasinda bizzat engellilerle görüsülmesi ve onaylarinin alinmasi esastir.

Sonraki aylarda 19 engelli ögrenciyle elektronik iletisim kanallari vasitasiyla temas kurulunca, bilgi toplamaya geçildi. Sadece üç görme engelli ögrenci için çalisan Dostluk Dayanisma Toplulugu’nun pek fazla faaliyeti yoktu. O dönemde engelli ögrencilerin çogu aktif olarak katilmadan gelismeleri uzaktan izliyordu. Projeye inanmaya hazir degillerdi; ikna etmeliydik. Bahar senliginde ilk standimizi kurdugumuzda ilk açik faaliyetimizi yaptik. Destek ve ilgi gördük; hiç beklemedigimiz kesimlerden fikir ve öneriler geldi.

Ekim 2003’te ögrenci toplulugu Engelsiz ODTÜ Toplulugu ismiyle simdiki durumuna getirildi. Amacimiz ODTÜ’de okuyan tüm engelli ögrencilere egitim ve ögrenim alanlarinda, sosyal ve kültürel alanlarda destek olmak. Ayrica, gerek üniversitede gerek disarida engellilere karsi var olan önyargilari yikmayi ve toplumsal duyarliliklari arttirmayi da amaçliyoruz. Hedefimiz ise, uygun alternatifler sunup, engelli ögrencilerin akranlarini ve ögretim üyelerini bilgilendirip, erisilebilir, kullanisli bina planlari ve çevre düzenlemeleri tasarlayarak toplumsal anlayisi ve engellilerin çevrelerine entegrasyonunu arttirmaktir. Baska bir deyisle, engelli ögrencilerin dis engelle karsilasmadan siradan ögrenciler gibi potansiyellerini sonuna kadar kullanmalarini saglamaktir.

Tecrübemizi ve insan gücümüzü arttirmak için bir yandan mezunlarla diger yandan baska üniversitede okuyan engellilerle temas kuruldu. Engelsiz Yasam Dernegi ile baglantilar kurulup isbirligi baslatildi.

Iki sömestre boyunca maddi kaynak istemeden, kimseye yük olmadan ve de en önemlisi, üniversite yönetiminin büyük destegiyle Engelsiz ODTÜ :

Ilk engelli ögrenci tespitini yapti.

    • Üniversite Saglik Merkezi’nden bir psikologla isbirligi konusunda anlasildi.
    • Yeni ögrenci kayit zamaninda Engelsiz ODTÜ Komisyonunun bir masa (8-11 Eylül) olusturmasini sagladi.
    • Engelsiz ODTÜ Toplulugu, yalnizca görme engellilerle degil tüm üniversitedeki tüm engelli ögrencilerle ilgilenmeye basladi.
    • E-listeye ilk iki ay içinde 50’den fazla üye kaydoldu.
    • Websayfasini ( http://www.engelsiz.metu.edu.tr ) Türkçe ve Ingilizce olarak hazirladi.
    • Tanitim standi gelistirdi.
    • Farkli bölümlerden destek vermek isteyen ögretim üyeleriyle iletisime geçti.
    • Yeni okutmanlara hizmet içi egitim semineri düzenledi.
    • Özel okullarda gönüllü çalismak isteyenlere egitim verdi.
    • Brosür ve logo hazirladi.
    • Ögrencilerin engelle yasamak ve Engelsiz ODTÜ Toplulugu hakkinda yaptigi sunus ve ödevlerden bir arsiv olusturdu.
    • Baska ögrenci topluluklariyla isbirligi baslatti.
    • Ilk Üniversitelerarasi Engelsiz Toplantisi’ni düzenledi.
    • Dünya çapinda üniversitelerdeki engellilere destek birimleriyle dayanisma ve bilgi alisverisi için temasa geçti.

Ilke ve amaç Ilke ve amaç sahibi olmak tek basina yeterli degildir. Felsefe gelistirmek de önemlidir. Çünkü felsefe hedefe yönelik yöntem ve yaklasimin kendi iç mantik ve tutarliligini saglar. Böyle bir felsefe olmadan isler kopuk, bilinçsiz, motivasyonsuz yapilir. Bu anlamda felsefe genel çerçeve sunar; öngörülemeyen durumlarda çözümü gösterir.

En önemli yapitasi saygidir; kendine, baskalarina ve çevreye. Saygidan özgüven, saglam iliski, yenilikçi cesaret ve bagimsizlik dogar. Önyargilari asmak için anlayis, uygun tutum, basariya inanmak, sorumluluk üstlenmek ve paylasmak, gerçekçi olmak projemizin felsefesinde yararlandigimiz temel ilkelerdir. Çalismamiz sirasinda hem proje yönetimi hem de projeden yararlananlar açisindan önemli gördügümüz noktalar sunlardir:

Kendinden baslama : Tanidigin alandan baslamak en saglam yoldur. Çalismanin ilk adimi, kendini tanimaktir. Zayif ve güçlü yanlari dogru olarak tespit ettikten sonra, bu kosullara göre gelistirilecek beceriler ve stratejiler seçilir. Baskalari farkinda degilse bile, kendine inanmak önemlidir. Olumsuzlarda olumlulari görmeye ögrenme becerisinin yaninda moral bozacak olaylara karsi güçlü ve dirençli olmayi ögrenmek ve gelistirmek de gerekir.

Saygi ve duyarlilik : Hem engellilere yönelik yeterli yasal düzenleme olmadigindan hem de proje gönüllülük esasina dayandigindan, projenin zorlayici gücü yoktur. Bu nedenle degisim ancak iyi niyet ve anlayisla saglanabilir. Saygi, duyarlilik ve kisisel görüsmelerle olusturulacak güven ortami mevcut durumun açiklikla ifade edilmesi ve görülmesini saglayacak, farkli bakis açilarinin tartisilabilmesi için uygun zemini yaratacaktir. Fikir alisverisinin sonuçlari herkes tarafindan kabul edilebilir olmalidir.

Gerçekçi algilama: Verimli çalisabilmek için, gerçegi dogru algilamak gerekir. Mevcut durum ne kadar kötü olursa olsun, gerçegi kabul etmeden çabalar bir sonuca ulasamaz. Hedeflerin gerçekçi olmamasi, hayal kirikligina ugrama ihtimalini artirir. Projenin basarisi için, hedeflerin ulasilabilir olmasi gerekir. Hedef yüksek olabilir, ancak atilacak adimlarin gerçekçi ve küçük olmasi gerekir.

Pratik uygulama: Yapilmasi gereken isler arasinda öncelikle yapilabilir olanlarla baslayinca proje güç kazanir; proje teorik olmaktan çikar, uygulanabilir hale gelir. Bireysel bir olayla baslayip, deneme yanilma yoluyla olsa bile gittikçe genel bir resme ulasilir. Denemeler olumsuz dahi olsa, tecrübe kazanilmis olur. Olumsuz olaylardan dogruyu görmek bazen daha kolayir. Imkanlar yetersiz göründügünde dahi yapilacak pek çok is vardir. Yapilacaklar izleyerek, dinleyerek, soru sorarak ve konuyla iliskili insanlarla görüserek belirlenebilir. Ancak beklentilerimiz gönüllülüge dayali, tecrübesiz ve parasiz gücümüzle sinirli olmalidir. Halen Türkiye’de tüm engelli ögrencilere destek veren tek üniversite olarak, bu konularda faaliyet göstermek bile kendi içinde olumlu bir gelismedir. Uzun ömürlü projeye mevcut kaynak ve imkanlarla herkesi kapsayacak saglam temel için, ancak gerekenlerden yalnizca mümkün olanlariyla baslanir.

Derin ve genis görme: Engellilerle çalismaya baslayinca, yeni bakis açisi gelistirmek önemlidir. Maskelerin arkasina bakip, herseyin gerçekten ‘yolunda’ olup olmadigini görmek gerekir. Gelistirilmesi gereken diger bir beceri, herhangi bir sistemi elestirel analizden geçirip, ana unsurlari tespit edebilmektir. Bunun sonucunda, temel kriterler, prensipler ve standartlar olusturulur. Çözüm öngörülen yerde olmayabilir; duruma çok yönlü bakildiginda, düsünülmeyen faktörler ve firsatlar ortaya çikabilir. Hedefi gözden kaçirmadan, sürece odaklanmak gerekir. Hedefe giden küçük adimlari göremeyen kisi katettigi yolun farkinda olamayabilir.

Paylasma : Herkesin yapabilecegi bir seyler vardir. Eger herkes kendi alaninda bir konuda degisiklik yaparsa ilerleme baslar. Kisiler en azindan kendi tutumlarini sorgulayip, önyargilarindan arinabilirler. Benzer zorluklari olan kisiler deneyimlerini paylastiklarinda, sorunun boyutu belirir ve bilgi artar. Ortak farkindalik arttiginda, imkan ve çözümler çogalir. Toplantilar, yazili tanitim materyali ve internet yoluyla yapilan bilgi ve deneyim alisverisi, farkli kurumlarda, sehirlerde, hatta ülkelerdeki kisileri bir araya getirir.

Sabir: Engellilere destek projelerinde, süreçte karsilasilabilecekler önceden açiklikla görülemeyebilir ve yola çikildiginda ayrintilara deger vermek gerekir. Vizyon gelistirmek zaman ve sabir isteyen bir süreçtir. Temel yapitaslarina yeterince dikkat edilmezse, kritik noktalar gözden kaçirilabilir. Vizyon gelistirilinceye kadar, Engelsiz ODTÜ Projesi için maddi destek arayisi gündeme gelmedi. Alani, mevcut imkanlari ve engelleri anlamadan yeterli olgunluga ulasilmadigindan hedefler dogru tespit edilemeyecek ve kaynaklar verimsiz kullanilacaktir.

Yapilacak Isler Isler üç bölümde toplanabilir: sistem, ögretim üyeleri ile personel, ve ögrenciler.

Sistemler çogunluk için tasarlanmis oldugundan, farkinda olmadan çesitli alanlarda engel yaratilma ihtimali büyüktür. Avrupa Birligi’ne aday bir ülke olarak Türkiye’den bu konuda kurumsal adimlarin atilmasi beklenecek, engellilere dönük düzenlemelerde bazi genel kriterlere bakilacaktir. Bir yandan mevcut sorun kümeleri incelenip çözüm olanaklari arastirilirken bir yandan da toplam kalite kriter ve standartlari ön plana çikacaktir. Son zamanlarda yayinlanan bir raporda üniversite ortaminda engelli ögrencilerin islerini kolaylastiracak teknolojik imkanlar ele alinmistir (Vercan, 2003). Bu baglamda üzerinde durulmasi gereken bir baska önemli nokta ise engelli ögrencilerin bilgi ve yeteneklerini esit kosullarda ortaya koyabilecekleri sinav ortami ve kosullarini yaratabilmektir.

Üniversitede çalisan ögretim üyeleri ve personelin engelli ögrenciyle çalismak için ne egitimi ne de yeterli tecrübesi vardir. Bilmedigi bir durumla karsilasinca kimi korkar, kimi de üsenir. Çogu insan destek vermek ister, ama danisacak bir yetkili olmadan nasil destek verecegini bilemeyebilir. ?ahsi beklentisi, yorum ve yaklasimlari farkinda olmadan ögrencinin performansini olumsuz etkileyebilir. Dolayisiyla onlara gerekli bilgiyi sunacak bir merci gerekir; ancak bu yolla tedirginlik ve üstlenilecek gereksiz yükten kurtulunur ve verimli sonuç alinabilir.

Ögrencilere gelince; ilk soruldugunda genelikle “Hersey iyi” diyen yeni ögrenci bir dönem sonra üzüntü ve sikintiyla karsiniza gelebilir. Ilk günlerde ya danismana güvenememis ve/veya hayatta belki de ilk kez duydugu sorularla karsilasmis, durumu tam kavrayamamistir. Üniversiteyi kazanan engelli ögrenci degisik durumlarda, farkli yetenek ve aliskanliklarla gelir. Kimi dogustan, kimi yeni engelli, kimi kendisiyle barisik, özgüvenli ve sosyal, kimi hâlâ ailelerinin yakin korumasi altinda, durumunu kabullenememis ve baskalarina bagimlidir. Her an yeni bir ‘ilk’le karsilasip farkli çözümler aramak gerekebilir. Rehabilitasyon görmüs kisi bile yeni çevrede destege ihtiyaç duyabilir. Engelli ögrenciler için danisman grubu olusturulabilir. Bu grupta bölümlerden akademik danismanlarin yanisira psikolojik danisma hizmeti sunan uzmanlar ögrenciyle bir araya gelip, ögrencinin basarili oldugu noktalari degerlendirip, gelistirilebilecek yönlerini tespit eder. Birlikte program olusturulur. Bunun amaci bireyin basarisinin yaninda, bagimsizligi ve toplumsal yasama esit katkida bulunmasini saglamaktir. Böyle bir entegrasyonu tam olarak saglayamamis bir toplumda, engelliler akranlarinca aktif görülmedigi sürece, onlara karsi yanlis fikir ve önyargi gelistirirler. Farkliliklarla birlikte yasanmayinca toplumsal tepki ve bireysel davranis stratejileri zayif kalmakta, güçlenememektedir. Ayni toplumda yasayan insanlarin birbirlerine destek verip, birbirlerinden ögrenmesiyle, bir kamusal bilgi, strateji ve bakis açisi olusabilir.

Öneriler Engelli ögrencilere yönelik programlara büyük üniversitelerden baslanabilir. Ilk adim olarak, rektörlügün talebiyle engelli ögrenciler tespit edilir. Bundan sonra, tespit edilmis ögrencilerin bireysel durumlari belirlenir. Benzer durumdaki ögrencilere birbirleriyle tanisma imkanlari yaratilir. Bu noktada, bireyden genele dogru çalismalar baslar. Daha küçük kurumlar büyük kurumlara danisarak ilk adimlarini atabilirler.

Elektronik ortamda Türkiye çapinda merkezi bir bilgi havuzu olusturulabilir. Hazirlanacak web sitesinde deneyimler, sorunlar, çözümler, standartlar, uygun sinav kosullari ve basarili örnekler tartisilir, bu konulardaki bilgi ve tecrübeler paylasilabilir. Ayrica, uygulama ve arastirma sonuçlarini içeren bir veri tabani olusturularak sorunlarin nedenleri ve muhtemel çözümleri için daha saglikli bir bilgi temeli kazanilmis olur.

Yilda bir kez düzenlenecek üniversitelerarasi Engelsiz Üniversite toplantilarinda bilgi ve çözüm alisverisi yapilabilir. Bu toplantilar sayesinde ulasilan degisik çözüm örneklerinden zamanla genel standartlara ulasilabilir.

Engelleri yikmak engelli insanlarin elindedir.

Yazar: Claire Özel,

ODTÜ Temel Ingilizce Bölümü Ögretim Görevlisi,

Engelsiz ODTÜ Toplulugu Akademik Danismani,

Engelsiz Yasam Dernegi Yönetim Kurulu Üyesi.

Kaynakça ve Referanslar:

http://www.disability.auckland.ac.nz

http://www.engelsiz.metu.edu.tr

http://www.access-disability-deaf.neu.edu

http://www.snow.utoronto.ca

OECD (1995). Integrating students with special needs into mainstream schools . OECD proceedings, Centre for Educational Research and Innovation. Paris

Thomas-Özel, C. (2002). “DisAbility, a one-person special interest group”. IATEFLA Istanbul Conference proceedings (Global Issues section).

Vercan R. (2003). Üniversite Ortaminda Özürlü Ögrencilerin Egitimini Kolaylastiran Bilgi Teknolojileri . Milli Prodüktivite Merkezi, Ankara.