Bakmadan bana kuş yapar mısın?

Origami nedir?

 --Basit ve iki boyutlu bir kareden, üç boyuta geçmenin gizemi... 
 --Her seviyeye hitap eder. En basitinden hemen hemen imkansiz bir şekle... Hem mantığı hem de      
 sabri artırır... Kişinin geliştirmesi gereken, hayata faydalı yetenekler... 
 --Zorunlu değil; yapmak isteyen yapar... Ama cazibesine dayanmak güç.. . 
 --Sınavsız... Ölçen, sadece sensin... Bugün yapamazsan, yarın yine denersin... 
 --İster istemez kafa çalıştırır: Talimatlari anlayabilmek için, açı ve oranlara dikkat etmek    
 için, katlama hareketlerini sıralamak için... Ve başkasına öğretirken uygun kelimeleri bulmak 
 için... 
 --Yüzde yüz konsantrasyon... Her adım ilgi ister; her ayrıntı tam olmalı ; her katlama mükemmel   
 yapılmalı... Origami yaparken dertler unutulur... 
 --Geometri... Hem iki hem üç boyutta alıştırma: Kare, üçgen, 90 derece ve 45 derece açı, çizginin ortası,   
 açının yarısı, simetri... 
 --Yaratıcılık... Düz kağıttan bir sürü şekil yaratılabilir... Prensipler öğrenildikten sonra, 
 modeller değiştirilebilir, süsleme yapılabilir...   
 --Sembolik... Zaman ve çaba harcayıp, başkasına hediye edersin... Maddi değeri olmasa bile,
 anlayabilenlere, ek değeri fazla... 
 --Geçici... Bakılmazsa, kağıttan nesne hassas ve kırılgan olur; saygı ve bakım ister... Bazı 
 küçük çocuklar bile bunun farkındayken bazı insanlar asla anlamazlar... 
 --Özgüveni artırıp, “Yapamam”ları yıkmaya başlayabilir... 
 --“Görsel zekâ” faaliyeti... Sekiz zekâdan biri; görmeyenlerde önemli...; Origami'yle,   
 bağımsız hareketin temel kavramı olan “zihinsel harita' gelişir.. . 
 --Tabii ki en önemlisi: Zevk!

Benim Origami yolculuğum, yıllar önce ilk okuldayken, basit bir topla başladı; ama kimden öğrendiğimi hatırlamıyorum. Saatlerce, süslü hediye paket kağıdından kareler kesip boy boy katlardım: İpliklere asılmış halde rüzgarda dönerdi yaptığım toplar. O günlerde, Origami hakkında ne kitap ne de dernek vardı; Japonya dışında pek bilen olmadığını duymuştum. Öğrendiğim kuş ve kurbağa, yıllar sonra seyahatte çok faydalı oldu: Himalayalar’daki iki günlük otobüs yolculuğunda, ağlayan bir çocuğu eğlendirmek için eski bir otel faturasından mucize eseri bir oyuncak yarattım. Öteki yolcular da rahatladılar. Onlarla arkadaş olduk; bir kaç aile beni evlerine davet etti. Birbirimizin dilinden anlamasak da, o parlayan gözlerdeki merak, istek, tatmin, mutluluk, umut gibi duygular o kadar açıktı ki.

Türkiye’ye geldikten iki yıl sonra, Aydınlıkevler Körler Okulu’na gittim. Bir hafta sonuydu. Ders yoktu. Yatılı çocuklar, boş boş oturup sonraki yemeği bekliyorlardı pasif ve meraksız bir halde. En azından bana böyle geldi. İmkansızlıktan mı, uyarıcı eksikliğinden mi? Bu kadar insan, bu kadar zamanı boşa harcar mı? Akıp giden zamana yazık değil mi?

Görmeyen birinin neler yapabileceğini, bu dar ufuklu çocuklara aktarmak istiyordum. Bir arkadaşımın hikayesini mi anlatsaydım acaba? İngiliz Sue, kendi kitaplığını yapabilmek için marangoz kursumuza gelip hepimize bir ders vermişti: Görmeyenler; hem kitap okur, hem marangoz olabilir, hem de bir ögretmene, görmeyen birisine nasıl öğretilebileceğini gösterebilir. Ama çocuklara hikaye anlatmak yetmezdi: fazla pasif, ders gibi olurdu. Oysa bir örnek, uzaktaki amacı göstermeye yeterdi. Ama ilk adımın nasıl atılacağı, son durağa hangi yoldan gidileceğini göstermeye yetmez. O zaman; ders vermeden, zorlamadan, davet ederek çocukları çeken ve çağıran bir şey gerekiyordu: Tabii ki Origami!

Aslında, başlangıçta biraz endişeliydim: “Görmeyen birisi, Origami yapabilir mi?” Uyarıcı bir olay, faydalı olacaksa doğru seviyede olmalı. Bizim, ‘normal’ insana göre düzenlenmiş toplumumuzda bu çocuklar zaten yeterince hayal kırıklığı yaşıyorlar. İlk etkinliğe, düşük beklentiyle başladım; çocuklar, yapamazsa bile en azından Origami hakkında bilgi sahibi olacaklardı. Endişeye gerek yoktu. İlk gün, beklediğimden çok fazlasını yaptılar. Başka neler yapılabilir? Farkettim ki en büyük engel, görmemek değil imkansizlik, isteksizlik ve özellikle düşük beklentiydi.

Origami’nin çok görsel bir faaliyet olduğu düşünülür. En azından, görenler böyle algılar. Ancak, hiç bakmadan yapmak da mümkündür; ayrıntılar, birbirinden çok farklı yol ve yöntemlerle ortaya çıkarılabilir. Gören birisi, görmeyenlere bir olay anlatabilmek için, konuyla ilgili bazı boyutları ya da detayları onlara göre adapte edebilmeli. Görenler için önemli bir kriter, görmeyenler için bir anlam taşımayabilir; ama böyle bir kriter, uygun değişikliklerle, görmeyenler için de anlamlı hale gelebilir. Origami’yi, görmeyenlere sözlü olarak anlattığımda birkaç yeni nokta dikkatimi çekti. Örnegin simetri, görenler için anlamlıdır; çünkü onlar, ayna görüntüsünü tanırlar. Ama bunun için, bakmak ve görmek gerekir. Açı da zor bir kavrammış görmeyenlere. Ancak bazı basit Origami şekillerinde bile, sürekli olarak 90 derece ve 45 derece açı yapmak gerekiyor. Tabii ki onlar da yapabilirler bunu; sadece, farklı bir bakış kullanmak gerekir.

O aylardan aklımda iki an kaldı. İlki; on iki çocukla bahçede oturuyorduk. Claire’in, kendilerine, kağıttan kurbağa yapmayı öğretmesine karar verdiler. Birçok çocuğa Origami anlatmıştım, dillerini bile bilmeden. “Bak”, “Böyle” gibi az sayıda kelime yeterliydi. İnsan, görebiliyorsa, bakıp aynısını yapabilir. Ama bu çocuklar görmüyordu ve sadece Türkçe biliyordu. O gün, hayatımda gördüğüm en zor dil testlerinden birini yaşadım: Her hareket ve her ayrıntıyı sadece kelimeyle tam ve doğru olarak aktaramayınca, yirmi dört el birden ellerime sabırsızca saldırıyordu örneği “görmek” için. Öteki silinmez anı ise; hemen hemen görmeyen on dört yaşında bir gencin bana kanatlarını çırpan bir kuş yapmayı ögrettiği zamandı. Artık bu uçan kuşu başkalarına öğrettiğimde, kimden öğrendiğimi mutlaka anlatırım, insanların duyarlılığını artırmak için.

Bugünlerde çok fazla yeni şekil öğrenmiyorum. Evde, fazla Origami kitabim var, bilmediğim dillerde bile. Ama sanki başka bir aşamaya geçtim. Amacım, yeni şekiller öğrenmek değil artık; sonuç ve miktarla fazla ilgilenmiyorum. Süreç ve kalite, ilgimi çekiyor şimdi. “Birisi, neden Origami öğrenmek ister? Öğrenince zihninde neler gerçekleşir? Yapamayınca, neler olur?” Mantıksal alternatifler ortaya çıkınca, engelin üzerine gitmek daha da kolaylaşır. Görme engeline rağmen Origami yapabilenler, önümüzde farklı yollar açabilir. Origami, hem hoş hem de uygun bir mecazdir: Basit bir kare, çaba göstermeyenler için önemsiz bir kağit olarak durur, bilinçli davrananlar içinse potansiyelle doludur. Dikkatsizlik, yapılan işin değerini yıkar. Uğraşmadan, kazanç olmaz.  Emeksiz yemek olmaz.

Faaliyetin önemini giderek daha iyi anlıyorum; sadece, çocuklar için bir elişi olarak görmüyorum. Origami, bir çocuğa, başkasından istemek yerine seçmek, karar vermek, hareket etmek, yaratmak imkânı sağlar. Büyüyen çocuk için, yeni bir olay denemek de önemlidir; pasif ve korunmuş bir insan, yeni şeylerden kaçınır, hata yapmaktan korkabilir. Origami’nin sonucu ne kadar şirinse, yapma süreci de o kadar heyecan vericidir. Bir insan için, sadece “var olmak” yetmez; potansiyel geliştirilmez ve beyindeki hücreler arasında bağlantı kurulmazsa zihinsel gelişme olmaz. Bilmek + Yapmak = Yapabilmek. Engelli bir çocukla ilgilenen iyi niyetli bir kişi, bilinçsiz bir yaklaşımla, çocuğun toplumsal yaşama aykırı tavır kazanmasına yol açabilir. “Zavalli engelli” olarak büyüyen bir çocuğu, “normal” çocuktan farkli olarak, birçok ‘tehlikeli’ faaliyetten uzak tutarak korumak isteyen kişi, aslında bilmeden, engellinin kendisine güvenini zayıflatır, gururunu kırar. Aşırı korunmuş çocuk ise, zamanla, psikolojik manipulasyon yani başkasına istediği her şeyi yaptırmayı öğrenir. Böylece, bir denge oluşur ki; engelsiz özgür insan, uğraşarak aşağılanırken özgürlüğü elinden alınmış engelli insan, uğraşmadan yönetir. Bu bağımlılığın temeli olan duygu sömürüsü, bilinçdışı bile olsa, kimilerince çok iyi kullanılır. Bu denklemde, umut ve saygı, kolaycılığa teslim olur. Gururu yok eden bağımlılık, sağlıksızdır. Bir çocuk, yeni şey öğrenmeye merak ve çaba göstermezse, tek engelliyken birdenbire çok engelli olur. Ama aslında, derinde her insan, mümkün olduğu kadar başkalarına, sıradan diğer insanlara benzemek, ‘normal’ olmak ister.

Kısacası: Origami, engelleri aşar; Origami yapabilen engelli de kendini aşar.

Origami’yi Türkçe anlatan web sitesi http://www.origamisan.org

Claire Özel, buzda kayarak düştü ve sol elinde kuruklar oluştu. O, şimdi tek eliyle kuş yapabiliyor.